Issn 2306-7365 1996 жылдың қарашасынан бастап екі айда бір рет шығады



жүктеу 6.24 Kb.

бет6/28
Дата09.01.2017
өлшемі6.24 Kb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   28

РЕЗЮМЕ 
В  этой  статье  рассматриваются  об  оснований  фразеологических  единиц  в  англиском  и 
казахском  языках.  Фразеологизмы  конкретизируют  и  дают  образно-эмоциональную  оценку 
предметам, явлениям,действиям, качествам, уже названным в языке. 
(Уразбекова  Р.А.,  Тасанбаева  З.Р.  Основание  фразеологических  единиц  казахского  и 
английского языков) 
 
SUMMARY 
This  article  deals  with  the  base  of  phrasiological  meaning  of  English  and  Kazakh 
languages.İdioms specify and provide image-emotional evaluation subjects, events, actions, qualities, 
already mentioned in the language.  
(Urazbekova  R.A.,  Tasanbayeva  Z.R.  Formation  of  Phraseological  Units  in  the  Kazakh  and 
English Languages) 
 
 
 
  А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

51 
 
 
 
ÜOS 417.01: 405 
E.HİSARCIKLILAR 
Arş. Gör. Atatürk Üniversitesi 
 
O.SEVİM 
Arş. Gör. Atatürk Üniversitesi 
 
KÜLTİGİN YAZITI’NDAKİ BAZI İFADELERİN GÖRÜNTÜ DÜZEYLERİ 
 
VIII  yüzyıl  eseri  olan  Orhun  Yazıtları  bir  devlet  yöneticisinin  milletine  karşı 
sorumluluklarını,  milletin  de  birlik  ve  bütünlük  için  üzerine  düşen  görevleri 
anlatması  bakımından  dikkat  önemli  bir  eserdir.  Bu  çalışmada  Bilge  Kağan’ın 
Kültigin  Yazıtı’ndaki  sözleri,  var  olan  anlam  tabakaları  da  göz  önünde 
bulundurularak incelenmiştir. 
 
Anahtar Kelimeler: Orhun Yazıtları, İfadelerin Görüntü Düzeyi.  
 
Toplumsal  kişilik,  aynı  kültür  içerisindeki  insanları  birbirinden  ayıran  bireysel 
niteliklerin tersine, aynı kültürün birçok üyesince paylaşılan kişilik yapısını anlatır [1]. 
İnsan  toplumsal  bir  varlıktır  ve  bu  yüzden  toplumsallık,  insanlar  arasında  kurulmuş 
ortak  bir  yapıyı  gerektirir.  Bu  yapı  içerisinde  bütün  işler  paylaşılmıştır;  hiçbir  şey  ve 
hiç kimse diğerleri olmadan var olamaz. Bu  yapıda ancak sorumluluk alan  yaşamaya 
devam  eder  [2].  Sorumluluk  alma  bilinci  bireyde  olması  gerektiği  ölçüde  var  olduğu 
zaman,  sağlıklı  ve  düzenli  bir  toplum  olma  yolunda  atılması  gereken  adımların  çoğu 
atılmış  demektir.  Aynı  ölçüt,  toplumu  yönetmekle  görevli  olan  liderler  için  de 
geçerlidir.  Lider,  toplumun  ilerlemesi  için  gereken  çabayı  gösterdiği,  vatandaşlarının 
ihtiyaç duyduğu güven ortamını, ülkesinin ve vatandaşlarının refahını sağladığı ölçüde 
milleti tarafından kabul görür.  
Bu bağlamda düşünüldüğünde İkinci Göktürk Devleti’nin hakanı Bilge Kağan’ın, 
kendi toplumunu inşa ederken işe öncelikle en yakınından başladığı ve çalışmalarını en 
uzak  boyuna  kadar  devam  ettirdiği  görülür.  Nitekim  Bilge  Kağan’ın  Kültigin 
Yazıtı’ndaki şu cümleleri onun merkezden çevreye, özelden genele ve tümevarımcı bir 
anlayışa sahip olduğunun en açık göstergelerinden biridir: 
“Tanrı  gibi  gökte  olmuş  Türk  Bilge  Kaganı,  bu  zamanda  oturdum.  Sözümü 
tamamiyle  işit.  Bilhassa  küçük  kardeş  yeğenim,  oğlum,  bütün  soyum,  milletim, 
güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, buyruk beyleri, Otuz Tatar….” [3,3 s.] 
Cümlede  görüldüğü  üzere  Bilge  Kağan,  halkına  yönelik  nutkunda  önce  en 
yakınından yani yeğeninden ve oğlundan başlamış, bütün soyuyla devam etmiş ve  
en  sonunda  Türk  milletini  oluşturan  diğer  Türk  beylerine  seslenmiştir.  Bilge 
Kağan’ın bu seslenişinin görüntü düzeyi Şekil 1’de gösterilmiştir: 
 
 
 
 
 
                                      А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

52 
 
 
1-Şekil. Kültigin Yazıtı’nda Tümevarımcı Anlayış 
 
 
 
 
 
 
Bilge  Kağan’ın  bu  sözleri  Türk  kültüründe  aile  kavramının  önemini  de 
vurgulamaktadır. Şekil 1 incelendiğinde yeğen ve oğul aslında toplumun en küçük 
yapı  taşı  olan  ailedir.  Aile  toplumun  temelidir.  Nasıl  ki  bir  binanın  uzun  yıllar 
sağlam  bir  şekilde  ayakta  kalabilmesini  temelinin  sağlamlığı  belirliyorsa  aynı 
şekilde bir milletin ya da devletin asırlarca varlığını devam ettirebilmesini de aile 
kurumunun  sağlamlığı  belirler.  Bunda  da  millî  ve  manevi  değerlerin  toplumu 
oluşturan bireyler tarafından tam olarak özümsenmesi etkilidir.   
Nihal  Atsız  [4],  bir  milletin  kağanlanıp  devlet  kurmak  için  yeniden 
ayaklanışını övülmeye değer bir hadise olarak görmekte, yazıtta bundan gayet tabii 
bir hadise olarak bahsedilmesini Türk ruhunun ferdiyetçi değil, cemiyetçi oluşuna 
bağlamaktadır.  Ferdiyetçilik  bir  milleti  bölünmeye,  cemiyetçilik  ise  bir  arada 
tutmaya  yarayan  unsurdur.  Bu  yazıtta  da  Türk  devletlerinin  başındaki  kağanların 
milleti bir arada tutmak için verdikleri mücadeleleri görmekteyiz. Bir devleti iç ve 
dış  tehditlerden  korumak  için  öncelikle  yapılması  gerekenin  milletin  birlik  ve 
bütünlük içerisinde hareket etmesini sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. 
Türk hükümdarlarının milletin babası olmak sıfatı ile onun hesabına çalışmayı 
millî ve dinî bir vazife saydıklarını görmekteyiz [5]. Bilge Kağan’ın:  
Türk  milletinin  adı  sanı  yok  olmasın  diye,  babam  kağanı,  annem  hatunu 
yükseltmiş  olan  Tanrı,  il  veren  Tanrı,  Türk  milletinin  adı  sanı  yok  olmasın  diye, 
kendimi o Tanrı kağan oturttu tabii. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İşte 
aşsız,  dışta  elbisesiz;  düşkün,  perişan  milletin  üzerine  oturdum.  Küçük  kardeşim 
Kültigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok 
olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım [3, 17-19 s.].  
sözlerinden milleti koruma, onlara huzurlu bir yaşam alanı sağlama görevinin 
öncelikle  hükümdara  düştüğü  anlaşılmaktadır.  Bilge  Kağan’ın  bu  sözleri  aynı 
zamanda bir devlet başkanında bulunması gereken özellikleri de yansıtmaktadır.  
Bilge Kağan içte ve dışta zengin, güçlü bir devletin başına geçmemiş; aksine 
çok zor bir durumda olan, yok olma tehlikesi yaşayan bir devleti yönetme görevini 
üstlenmiştir.  Bilge  Kağan,  geçmişe  dönük  olarak  bir  durum  tespiti  yapmakta,  o 
zamanki  şartların  vahametini  halkının  gözleri  önüne  sermektedir.  Özellikle  onun 
dikkatleri  bu  noktaya  çekmek  istemesindeki  amaç,  devleti  ve  milleti  için 
gerçekleştirdiği faaliyetlerin büyüklüğünü halkına göstermek ve hissettirmektir.  
Yıllar  sonra  tarih  tekerrür  etmiş,  iç  ve  dış  saldırılarla  Türk  adı  bir  kez  daha 
tarih  sahnesinden  silinme  tehlikesiyle  karşı  karşıya  kalmış,  bu  büyük  buhranda 
Türk milleti Göktürkler zamanında olduğu gibi kendi içinden ileri görüşlü ve cesur 
bir  lider  çıkarabilmeyi  başarmıştır.  Göktürklerin  yeniden  dirilişi  ile  Türkiye 
Cumhuriyeti’nin  doğuşunu  birbiriyle  benzer  kılan  sebepler,  Mustafa  Kemal 
Atatürk’ün Nutuk’taki şu sözlerinden çıkarılabilir: 
  А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 
Bilge Kağan 
Yeğen ve Oğul 
Soy 
Türk Milleti 
Birey 
Toplum 

53 
 
 
“Farkında olmadığı hâlde, başsız kalmış olan millet, karanlıklar ve belirsizlikler 
içinde  olup  bitecekleri  beklemekte,  felâketin  dehşet  ve  ağırlığını  kavramaya 
başlayanlar, bulundukları  çevreye ve  alabildikleri  etkilere  göre  kendilerince  kurtuluş 
çaresi saydıkları tedbirlere başvurmakta…” [6].  
Hür  ve  müstakil  olarak  yaşama  ve  dünyaya  hâkim  olma  iradesi,  Türklerin  en 
belirgin  özelliğidir  [7].  Tükler,  bağımsızlıklarının  ellerinden  alındığı  günü  kıyamet
 
olarak  kabul  etmişlerdir.  Başka  bir deyişle  Türklere  gore  Türk  töresi ve devleti  
ancak  kıyametin  kopuşuyla  ortadan  kalkabilir.  Böyle  bir  çıkarıma  ise  Kültigin 
Yazıtı’ndaki şu ifadelerden ulaşılabilir: 
“Türk,  Oğuz  beyleri,  milleti,  işitin:  Üstte  gök  basmasa,  altta  yer  delinmese, 
Türk milleti ilini töreni kim bozabilecekti?” [3,17 s.] 
Bilge Kağan’ın bu sözleri, o dönemdeki Türklerin kıyamet algısının belirgin 
bir  dışavurumudur.  Türk  milleti  için  kıyamet,  bağımsızlıklarının  ellerinden 
alınması  ve  Türk  adının  yok  olmasıyla  eş  değerdir.  Kuran-ı  Kerim’de  geçen 
kıyametle  ilgili  ayetler  incelendiğinde,  yazıttaki  kıyamet  tablosuna  benzer  bir 
tabloyla karşılaşırız: 
 
2-Şekil. Kültigin Yazıtı ile Kuran-ı Kerim’deki Kıyamet Tasvirlerinin Görüntü Düzeyleri 
Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti ilini töreni 
kim bozabilecekti?  
(KültiginYazıtı)                                                                                                                                                                  
Göktürk Devleti’nin Çöküşü             İlteriş Dönemi              Bilge ve Kültigin Kağan Dönemi                  
                                                                            (Dağınık hâldeki boyların bir araya gelmesi) 
 
 
Kıyametin Kopuşu (I.Sur)               Yeniden Diriliş (II. Sur)                 Dirilenlerin toplanması  
 
Gök, erimiş maden gibi olduğu gün, dağlar atılmış renkli yün gibi oldukları zaman…” 
(Meâric/8-9).
 
 
İşbara  Kağan  döneminde  ikiye  ayrılarak  zayıflayan  I.  Göktürk  devleti  Çin 
esaretine düşmüş; İlteriş Kağan’ın Çin’e karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi sonunda 
yeniden  kurulmuştur  [8].  İlteriş  Kağan’dan  sonra  II.  Göktürk  Devleti’nin  yönetimini 
devralan  Bilge  Kağan  ve  Kültigin  döneminde  ise  Göktürkler  en  parlak  dönemlerini 
yaşamışlardır.  Bilge Kağan, kardeşi Kültigin ile birlikte dağılan devleti toparlamış, aç 
olan  milleti  doyurmuş  ve  zengin  kılmayı  başarmıştır.  Tüm  bu  gelişmelerden  sonra 
sözünü  taşın  üzerine  kazıtarak  ebedi  kalmak  isteyen  Bilge  Kağan’ın  “Türk,  Oğuz 
beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti ilini töreni 
kim  bozabilecekti?”  sözü  şekil  2’de  olduğu  gibi  incelendiğinde  Kuran’daki  kıyamet 
tasviriyle  benzer  özellikler  taşıdığı  söylenebilir.  Aşağıda  Kuran’dan  kıyametle  ilgili 
alınan ayetlere bakıldığında bu benzerlik daha çarpıcı bir şekilde dikkati çekmektedir.  
 “Tek  bir  nefhâ  ile  sûra  üfürüldüğü  zaman,  toprak  (yer)  ve  dağlar  kaldırılıp 
herşey  dümdüz  olduğu  zaman  (veya,  çarpıldıklarında),  işte  gerçekleşecek  kıyamet,  o 
gün olacak. Gök yarılır. O gün, zayıf ve sarkıktır.” [9, 13-16
 s.
] 
“O gün, kitap tomarlarını dürer gibi göğü düreriz. İlk sefer yarattığımız gibi,  
                                      А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

54 
 
yeniden  yaratırız.  Bu,  üzerimize  aldığımız  bir  vaaddir.  Şüphesiz  onu  yerine 
getireceğiz.” [9, 104
 s.
] 
Bu  ayetlerde  geçen  ifadeler  -özellikle  toprağın  ve  dağların  yerinden  oynaması, 
göğün  yarılması  ve  dürülmesi  ifadeleri-  yazıttaki  Üstte  gök  basmasa,  altta  yer 
delinmese” ifadesine anlam bakımından gösterdiği yakınlık dikkat çekmektedir.  
Cumhuriyet  dönemi  şairlerimizden  Behçet  Necatigil,  “Türklük  Atatürk”  adlı 
şiirinde, yazıttaki “Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti ilini töreni kim 
bozabilecekti?” ifadesine modern şiir vasıtasıyla şu şekilde göndermede bulunmuştur: 
O’ydu Mete’lerde, Oğuz Kağan’larda 
 
O’ydu Orhun Yazıtları’ndaki destan 
O’ydu doludizgin şanlı ılgarlarda 
O kurtardı bizi her mutsuz çağda 
Karşısında onu buldu her düşman. 
 
Çökmedikçe üstümüzde mavi gök 
Göçmedikçe altımızda yağız yer, 
Durdukça evren uzar gider uzayda 
Türklük, 
Atatürk [10]. 
Necatigil,  bu  şiirinde  Atatürk’ü  Orhun  Yazıtları’ndan,  Mete  Han’dan,  Oğuz 
Kağan’dan gelen Türklük ruhunun ölümsüz kahramanı olarak görmektedir [11]. Ayrıca 
mavi  gök  çökmedikçe  ve  yağız  yer  göçmedikçe  Türklüğün  sona  ermeyeceğini  ve 
Atatürk’ün unutulmayacağını söylemektedir. 
Türk  milletinin  millî  kültüre  verdiği  ehemmiyet,  Bilge  Kağan’ın  sözlerinden  de 
anlaşılmaktadır.  Bozkır  hayat  şartlarını  devam  ettirmek,  Türk  yaşayışına  elverişli 
bölgeleri el altında tutmak, il dâhilinde idari birliği korumak, askerî gücü daima zinde 
bulundurmak,  törenin  sürekli  geçerliğini  sağlamak,  Türk  kültürünü  yozlaştırabilecek 
dış etkilere karşı hassas davranmak siyaseti, eski Türk ilinde dikkat çeken hususlardan 
bazılarıdır  [12].  Türk  hükümdarlarının  ve  beylerinin  bu  siyaseti  gütmeleri,  onların 
devletin  ve  milletin  bütünlüğünü  koruma  görevlerinin  gereklilikleridir.  Bu  bağlamda 
Bilge Kağan’ın yazıtlarda sıklıkla milletini uyardığı görülmektedir. Bilge Kağan Türk 
milletini uyarırken farklı üslup özelliklerine de başvurmuştur. Bunlardan biri, geçmişe 
bakarak  hâlde  yaşanan  olaylar  hakkında  sert,  keskin  ve  kesin  ifadeler  kullanmaktır. 
Kültigin Yazıt’ından alınan aşağıdaki bölüm bu sert ve kesin üslup özelliğine güzel bir 
örnek teşkil etmektedir:  
“Çin  milletinin  sözü  tatlı,  ipek  kumaşı  yumuşak  imiş.  Tatlı  sözle,  yumuşak  ipek 
kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü 
şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan 
yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek 
kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin!” [3,5 s.]. 
Bilge  Kağan  bu  sözleriyle  uyanık  olmayıp,  dış  güçlerin  oyunlarına  kanan  Türk 
milletinin  her  an  yok  olma  tehlikesi  yaşayacağını  belirtmektedir.  Bilge  Kağan’ın 
Öldün”  ve  “Öleceksin”  uyarıları  ise  hâlde  yaşananların  gelecekte  de  yaşanma 
olasılığının  bir  ifadesi  olarak  değerlendirilebilir.  Aslında  Bilge  Kağan’ı  ebediyete 
taşıyan özelliklerin milletini iyi tanıması, olayları iyi çözümlemesi, yerinde ve isabetli 
tahminlerde bulunması, ileri görüşlülüğü gibi yetenekleri olduğu söylenebilir. Bilge  
  А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

55 
 
 
Kağan’ın,  milletini  Çin  olgusuna  karşı  uyarması  ise  tarihin  çeşitli  dönemlerinde 
farklı isimler ve görünümlerde olsa bile Türk milletinin her zaman önünde buna benzer 
tehlikelerin yer aldığına ve alacağına işaret eder. Aslında Türk töresini veya devletini 
yenen,  bölen,  parçalayan  Çin  olgusu  değildir;  Çin  olgusunun  başarıya  ulaşması  için 
fırsatlar  sunan  Türk  milletinin  bazı  zaaflarıdır.  Bilge  Kağan,  Çin’den  korkulması  ve 
çekinilmesi  gerektiğini  söylerken  daha  geniş  bir  anlam  dünyasına  göndermede 
bulunmuştur.  Bu  uyarının  köklerine  inildiği  zaman  Bilge  Kağan’ın  Türk  milletini 
zaafları  hususunda  uyarmak  istediği  anlaşılmaktadır.  Yani  Bilge  Kağan’ın  hareket 
noktası  Çin olgusu  değil, Türk  milletinin  kötü  sayılabilecek  hasletleridir. Zira Bilge  
Kağan’a  göre  Türk  milleti  bu  kötü  özellikleri  neticesinde  töresinden  ve  devletinden 
olmuştur. Bunlardan vazgeçmediği müddetçe de yok olma tehlikesiyle her zaman karşı 
karşıya kalacaktır.  
Bilge  Kağan,  bir  milletin,  liderine  olan  bağlılığının,  devletin  varlığını,  birlik  ve 
bütünlüğünü  nasıl  etkilediğini  şöyle  anlatır:  “Çin  milletine  beylik  erkek  evladı  kul 
oldu, hanımlık kız evlâdı cariye oldu. Türk Beyler Türk adını bıraktı. Çinli Beyler Çin 
adını  tutup,  Çin  kağanına  itaat  etmiş”  [3,  11  s.].  Çin  kağanının  sözünü  dinleyen  Çin 
beyleri  sayesinde  milletleri  dağılmaktan  kurtulmuştur.  Buna  karşılık  Türk  beyleri 
kağanlarının  sözünü  dikkate  almadıkları  için  Türk  milleti  yok  olma  tehlikesiyle  karşı 
karşıya  gelmiştir.  Devlet  yöneticisinin,  milletinin  menfaati  için  aldığı  kararları  yerine 
getirmenin  ve  birlik  olarak  hareket  etmenin  önemi  Bilge  Kağan’ın  bu  sözlerinden  de 
anlaşılmaktadır. 
Bir  millet  ne  zaman  ki  düzen  ve  disiplinini  kaybederse,  felaketler  de  peş  peşe 
devletin arkasından gelmektedir: “Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden 
dolayı, beslemiş olan bilgili kağanınla, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, 
kötü  hâle  soktun.”  [3,  17  s.].  Disiplin,  bir  arada  yaşama  gayretinin  olmazsa  olmaz 
unsurlardandır.  Devlet  içerisinde  kuralların  düzenli  bir  şekilde  işleyişi  ve  bunun 
sonucunda  da  toplumun  huzur  içerisinde  yaşayışı  ancak  buna  bağlıdır.  Bir  milletin 
düzenini ve disiplinini sağlamada en önemli görev, devletin başında bulunan idareciye 
düşmektedir.  Türk  milleti  ne  zaman  ki  disiplinini  kaybetmiş  ve  birlikte  hareket 
etmemişse,  o  zaman  bağımsızlığını  tehlikeye  düşürmüştür.  Orhun  Yazıtları’nda  da 
Bilge  Kağan’ın,  milletinin  başına  gelen  felaketleri  ortadan  kaldırmak  için  geçmişte 
atalarıyla ve Türk beyleriyle birlikte verdiği mücadeleyi görmekteyiz. 
Önemli bilim adamlarımızdan Dilaver Cebeci, Anadolu Türklüğünün Türk dili ve 
İslam  dini  etrafında  halkalanmış,  ortak  bir  tarihi  olan  homojen  bir  bütün  olduğunu 
söyler.  Ayrıca  millet  olarak  zaaflarımızı  da  belirtir  ve  Türk  aydınlarının, 
erdemlerimizle beraber millî zaaflarımızı da iyi bilmeleri gerektiğini ifade eder: “Türk 
milletinin  ecnebiye  meraklı,  kültürlere  ve  iklimlere  kolay  uyan,  asimile  edilmeye 
müsait,  kendine  fazla  güven  sebebi  ile  yabancılaşmaya  karşı  tedbir  alamayan,  devlet 
kuran  fakat  bir  müddet  sonra  onun  idaresini  elle  kaptıran,  tehlike  büyüyüp  dağ 
oluncaya  kadar  seyreden  karakteri  bulunduğunu  ona  sık  sık  hatırlatmalıdırlar.”  [13] 
Orhun  Abideleri’nde  de  Türk  milletinin  dış  güçlerin  oyunlarına  aldandığı,  disiplinini 
kaybettiği,  kendi  kültürü  başka  kültürlerin  etkisinde  kaldığı  vakit,  parçalanma 
tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı ifade edilmektedir: “Beyleri,  milleti ahenksiz olduğu 
için,  Çin  milleti  hilekâr  ve  sahtekâr  olduğu  için,  küçük  kardeş  ve  büyük  kardeşi 
birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için, Türk milleti il  
                                      А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

56 
 
yaptığı  ilini  elden  çıkarmış,  kağan  yaptığı  kağanını  kaybedivermiş.”  [3,  11  s.]. 
Burada aynı zamanda da düşman devletlerin birbirine karşı kullandığı, ülke içerisinde 
karışıklık  çıkarıp,  yöneticileri  birbirine  karşı  kışkırtarak  devleti  bölünmeye  doğru 
sürüklemek gibi bir siyaset sergilediklerinin de farkına varıyoruz. Dolayısıyla millet dış 
güçlerin vatan toprağı üzerindeki oyunlarına karşı dikkatli olmak hususunda, özellikle 
devletin başındakiler tarafından tedbirli olmaya teşvik edilmeli ve  milletin her zaman 
uyanık olması sağlanmalıdır. 
Ünlü  düşünür  Jung,  tüm  kitle  hareketlerinin,  büyük  sayılardaki  kalabalıkların 
oluşturduğu düzlemden aşağı kolay kaydıklarını söylemektedir:  
Kalabalığın olduğu yerde güvenlik vardır;  çoğunluğun  inandığı şey tabii ki doğru  
olmalıdır;  çoğunluğun  istediği  şey  peşinden  gitmeye  değer,  gerekli  ve  dolayısıyla  iyi 
olmalıdır [14]. 
Jung  kalabalığın  çıkarttığı  gürültüde  istekleri  kaba  kuvvetle  elde  etme  gücünün 
yattığını  düşünür.  Ancak  hesap  dengesi  daha  üst  politik  ve  sosyal  otoriteye 
bırakılmıştır. Yazıtta da görüldüğü üzere Türk milleti kağanlarının sözlerine uymayıp, 
kendi fikrine göre hareket ettiği zaman dış güçlerin oyununa gelmiş, bir bakıma kendi 
sonunu  elleriyle  hazırlamıştır.  Burada  siyasi  otoriteyi  temsil  eden  kağanla  milletin 
ortak hareket etmesinin ne derecede öneme sahip olduğu açıkça görülmektedir.  
Tarih şuuru, milleti oluşturan insanların kendi tarihleri hakkındaki düşünceleridir. 
“Bu  düşünce  bazen  gerçek  tarihe  uygun  olabilir,  bazen  olmayabilir.  Fakat  millet 
fertlerinin  millî  şuur  sahibi  olmaları  gerçek  tarih  ortaklığından  daha  çok  bu  tarih 
şuurunun herkeste veya büyük çoğunlukta bulunmasına bağlıdır” [15]. Bu sebeple tarih 
şuuru tarih birliğinden ve eskiliğinden daha önemlidir. Bu sebeple Türk milleti tarihini 
Orhun  Kitabeleri  ve  onun  gibi  yazılı  belgelerden  öğrenerek,  geçmişte  milletinin 
başından  geçen  tehlikeleri  görmeli,  Bilge  Kağan’ın  sözlerinin  o  gün  olduğu  gibi 
hâlihazırda da geçerli olduğunu aklından çıkarmamalı ve bu tehlikelere karşı her zaman 
ve  her  hâlükarda  uyanık  olmalıdır.  Bu  da  ancak  milleti  oluşturan  bireylerdeki  tarih 
şuurunun sağlam bir şekilde inşa edilmesine bağlıdır. 
Türk  adının  geçtiği  ilk  tarihî  belge  olan  Orhun  Yazıtları,  bir  devlet  adamının, 
milletine karşı sorumluluklarını ve bir milletin de atalarından devraldığı vatanına karşı 
sorumluklarını,  tarihte  Türk  milletinin  başından  geçen  olayları  da  misal  göstererek 
anlatması  bakımından  dikkatle  incelenmesi  gereken  bir  metindir.  Kültigin  Yazıtı  bu 
dikkatle  incelendiğinde,  Bilge  Kağan’ın,  milletine  karşı  yükümlülüklerinin  farkında 
olan  bir  devlet  adamı  olarak,  Türk  milletinin,  başlarına  gelen  felaketlerden  nasıl  ders 
alması gerektiğini, çeşitli nasihatlerle dile getirdiğini görüyoruz. Türk milleti ne zaman 
ki  başındaki  devlet  büyüklerinin  sözünden  çıkıp,  disiplinini  kaybederse;  o  zaman 
düşmanın  sözüne  kanıp  parçalanma  tehlikesiyle  karşı  karşıya  kalmaktadır. 
Parçalanmanın  diğer  bir  mühim  sebebi  de  millî  kültürünün  başka  kültürlerin  tesiri 
altında  kalmasına  göz  yummasıdır.  Ayrıca,  Kuran’daki  bazı  ayetlerle  Bilge  Kağan’ın 
bazı  sözleri  arasında  benzerlikler  bulunması,  o  dönemde  henüz  Müslüman  olmamış 
ancak Gök Tanrı inancına sahip olan Türk milletinin İslami inanç ve kaidelere hiç de 
yabancı  olmadığının  bir  göstergesidir.  Bu  söylemler  arasındaki  benzerlikler  Türk 
milletinin  dünya  görüşüyle  İslami  yaşam  tarzının  örtüştüğünü  göstermektedir.  Bu 
durum neticesinde Türk milleti İslam dinini kabul etmede sosyolojik, kültürel ve dinî 
açılardan herhangi bir sıkıntı yaşamamıştır.  
 
 
  А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

57 
 
 
KAYNAKÇA 
1.
 
Fromm  E.  Sağlıklı  Toplum  çev.  Yurdanur  Salman-Zeynep  Tanrısever.  –İstanbul: 
Payel Yayınevi, 2006. –4. Baskı. – S. 81.  
2.
 
Karakaya T. Jean-Paul Sartre ve Varoluşçuluk. –Ankara: Elis Yayınları, 2004. –S. 
95. 
3.
 
Ergin  M.  Orhun  Abideleri-İnceleme.  –İstanbul:  Boğaziçi  Yayınları,  2011.  –45. 
baskı. – S. 3, 5, 11, 17, 19. 
4.
 
Atsız H. N. Türk Edebiyatı Tarihi, İrfan Yayınevi. –İstanbul, 1997. –S. 122. 
5.
 
Turan  O.  Türk  Cihân  Hâkimiyeti  Mefkûresi  Tarihi.  –İstanbul:  Ötüken  Neşriyat, 
2003. –14. baskı. –S. 122. 
6.
 
Atatürk M.K. Nutuk, Mavi Yelken Yayıncılık. –İstanbul, 2005. –S. 26. 
 
7.
 
Kaplan M. Kültür ve Dil. –İstanbul: Dergâh Yayınları, 2007, 23. baskı. –S. 35. 
8.
 
Güven İ. (editör), Uygarlık tarihi. –Ankara: Pegem Akademi Yayınları, 2010. –3. 
baskı. –S. 252. 
9.
 
Yazır E.H. Kurân-ı Kerim metinsiz meali. –İstanbul: Kardelen Yayınevi, 2008. 
10.
 
Tanyeri  A.,Yavuz  H.  Behçet  Necatigil  Şiirler.  –İstanbul:  Yapı  Kredi  Yayınları, 
2009. –4. baskı. –S. 196. 
11.
 
Tarım  R.  Kültür  Dil,  Kimlik  Behçet  Necatigil’in  Şiir  Dünyası.  –İstanbul:  Özgür 
Yayınları, 2004. –2. baskı. –S.127. 
12.
 
Kafesoğlu İ. Türk Millî Kültürü. –İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2005. –26. baskı. –S. 
280.  
13.
 
Cebeci D. Türk’e Dair. –İstanbul: Bilgeoğuz Yayınları, 2009. –S. 22-23. 
14.
 
Jung C.G. Keşfedilmemiş Benlik, çev. Barış İlhan-Canan  Ener Sılay, Barış İlhan 
Yayınevi, 2010. –2. baskı. –S.76-77. 
15.
 
Güngör E. Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik. –İstanbul: Ötüken Neşriyat,  2010. –
16. basım. –S. 79. 

1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   28


©emirb.org 2017
әкімшілігінің қараңыз

войти | регистрация
    Басты бет


загрузить материал