Issn 2306-7365 1996 жылдың қарашасынан бастап екі айда бір рет шығады



жүктеу 6.24 Kb.

бет3/28
Дата09.01.2017
өлшемі6.24 Kb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   28

 
РЕЗЮМЕ 
В  статье  рассмотрены  вопросы  моделирования  словосочетаний  в  казахском  языке.  Для 
определения  термина  модуль  проанализированы  работы  многих  ученых.    На  основе 
высказывания ученых дано определение лингвистическому термину модель.  
(Молдабек К., Дуйсенова М. Модели словосочетаний) 
 
SUMMARY 
The  article  deals  with  the  modeling  of  phrase  in  the  Kazakh  language.  To  define  the  term 
module  analyzed  the  work  of  scholars.  Based  on  the  above  statements  scientists  a  definition  of  the 
term linguistic model. Drafted us "model" can enable accurate detection of Kazakh phrases and their 
statistical data to determine characteristics of Kazakh phrases. 
(Moldabek K., Duysenova M. Model of combinations
 
 
 
 
 
 
  А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

21 
 
 
ÜOS 378.125:420.1 
E-D.ÖZDEMİR 
Süleyman Demirel Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi  
 
YARATICILIĞI ETKİLEYEN FAKTÖRLER 
 
Yaratıcılık  kavramı  Batı  ülkelerinde  özellikle  seksenli  yıllarda  önem  ka-
zanmaya  başlıyor.  Öğretimde  çağdaş  bir  anlayış  çerçevesinde  özgün  olana  ve 
yaratıcılığa her şeyden çok önem veriliyor.  Gençlerin yalnız bilişsel becerilerinin 
değil,  duyusal  becerilerinin  de  geliştirilmesi  amaçlanıyor.  Amerika'da  ve 
Avrupa'daki bir çok ülkelerde okullarda ve üniversitelerde yaratıcı yazma dersleri 
veriliyor.  Burada  amaç,  yazar  yetiştirmek  değil,  insanın  kendi  içindeki  yaratıcı 
gizil  gücü  bulgulamasını  sağlamak.  Başarılı  olma,  insanın  kendini  keşfetmesine, 
kendi olanaklarını, sınırlarını ve ilgi alanlarını görmesine ve kendine güvenmesine 
bağlı. İşte yaratıcı yazma çalışmaları bu olanağı sunuyor. 
Son  yıllarda  bizde  de  eğitim  ve  öğretim  alanında  yeni  arayışlar  başladı. 
Demokratik  sivil  örgütlerin  de  desteği  ile  yürürlükteki  eğitim  ve  öğretim  sistemi 
sorgulanırken, yıllardır gelenekselleşmiş, kabuk bağlamış olan öğretmen merkezli 
ve  ezberci  öğretim  anlayışının  dışına  çıkan  alternatif  modeller  geliştirilmeye 
başlandı.  Makalede  yaratıcılığı  etkileyen  önemi  faktörler  sıralanarak  üzerinde 
durulacaktır. 
 
Anahtar Kelimeler: Yaratıcılık, Yaratıcılık ve Motivasyon, yaş grubu. 
 
İnsanlık  tarihi  incelendiğinde  meydana  gelen  gelişim  ve  değişim, 
insanoğlunun  yaratıcılık  çabalarının  bir  sonucudur.  Bireyler  yaratıcılıklarını 
kullanarak  insanlığın  geleceğine,  zenginliğine  ve  çeşitliliğine  yeni  ürünler 
eklemişlerdir. Yapılan araştırmalar her insanda yaratıcılığın doğuştan varolduğunu 
ortaya koymuştur. Ancak insanların bir bölümü yaratıcılıklarını ya kullanmazlar ya 
da kullanamazlar [1]. Çünkü insan doğasında varolan yaratıcılığın ortaya çıkışını ve 
gelişimini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. a) Yaratıcılık ve Zeka. Genel zeka 
ile  yaratıcılık  arasındaki  ilişki  halen  üzerinde  tartışılan  bir  konudur.  Yaratıcılık, 
dünyayı hangi pencereden gördüğümüze, merakımıza bağlı olarak değişir. Yaratıcı 
zeka;  engin,  yenilikçi,  özgün,  özgür,  hayalci,  tarafsız,  yenilikçi,  iddialıdır. 
Genelzekâ  ise,  disiplinli,  akılcı,  mantıklı,  güvenilir,  gerçekçi,  ciddi  olmakla 
karakterize edilir. 
Yaratıcılık  ile  zekâyı  birbirinden  ayırmak  için  birçok  araştırma  yapılmıştır. 
Getzels  ve  Jakson,  ergenlik  dönemindeki  öğrencilerde  zekâ  ile  yaratıcılık 
arasındaki  ilişkiyi  incelemişlerdir.  Araştırma  sonunda  yaratıcılığın  basit  bir  zeka 
fonksiyonu  olmadığı;  yaratıcılık  için  en  az  zeka  düzeyinin  120  olması  gerektiği 
belirlenmiştir. Böylece yaratıcılığın zekâdan bağımsız olduğu görüşüne varılmıştır. 
Torrance'in  yaptığı  yaratıcılık  araştırması  sonucunda  yaratıcı  olabilmek  için 
zeka düzeyinin yüksek olmasına gerek olmadığı ortaya çıkmıştır [2, 50 s].   
Kişilik  Değerlendirme  Enstitüsü'nde  yapılan  bir  çalışmada,  IQ'su 120 veya  
                                      А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

22 
 
 
üstünde olan kişilerin Genel Zekâsının yaratıcılıklarına katkıda bulunan önemli bir 
etken  olmadığı  ortaya  konmuştur.  Bu  çalışmada  yaratıcı  olmak  için  en  önemli 
unsurun isteklendirme olduğu bulunmuştur [3].  
Yapılan  araştırmalarda  yaratıcılık  düzeyini,  kişilik;  isteklendirme;  deneyim; 
sosyal ve ekonomik etkenlerin IQ'dan daha çok etkilediği ortaya çıkmıştır. Sonuç 
olarak,  bugüne  kadar  yapılan  bilimsel  araştırmaların  sonucunda  zekâ  ile 
yaratıcılığın  farklı  alanlarda  farklı  işleyiş  biçimleri,  farklı  yaklaşımları,  farklı 
değerlendirmeleri ve sonuçları bulunmaktadır. Yaratıcılık için her ne kadar belirli 
seviyede  zekâ  düzeyi  gerekli  ise  de;  zekâ  ile  yaratıcılık  arasında  doğrudan  bir 
bağlantı  olmadığı  söylenebilir.b)  Yaratıcılık  ve  Yaş.  İnsan  hayatı,  genel  olarak 
çocukluk,  gençlik,  olgunluk  ve  yaşlılık  dönemleri  olarak  sınıflandırılabilir. 
Çocukluk döneminde saflık, tecrübesizlik ve hayal gücü, yaratıcılığı olumlu yönde 
etkiler.  Yaş  ilerledikçe  tecrübelerin  artması,  öğrenim  hayatı,  sosyalleşme 
yaratıcılığı  olumlu  ya  da  olumsuz  olarak  etkiler.  Bunun  yanında  yaşanılan 
toplumun  yazılı  ve  yazısız  kuralları  da  bireyin  yaratıcılığını  sekteye  uğratabilir. 
Torrance,  çocuklardaki  yaratıcı  potansiyelin  gelişimi  ile  ilgili  olarak  çeşitli  yaş 
gruplarındaki(3-18  yaş)  çocuklar  üzerine  yaptığı  çalışmalarda  yaratıcılığın 
gelişiminin genelde yaş ile birlikte arttığını fakat bazı yaşlarda inişler gösterdiğini 
saptamıştır [4]. Yaratıcılığın gelişimi ve bireyin hayatındaki dönemlere bağlı olarak 
ortaya  çıkışı  bireylere  ve  yaş  dönemlerine  göre  değişebilmektedir  [5],  en  yoğun 
yaratıcı  becerinin  sergilendiği  tepe  dönemin  13–14  yaşları  arası  olduğunu,  bu 
dönemden  sonra  yaratıcılığın  ya  belli  bir  düzeyde  devam  ettiğini  ya  da  düşüş 
göstermeye  başladığını  belirtmiştir.  Yaratıcılığın  gelişiminde  en  tepe  noktanın 
bireysel  farklılıklara  göre  değişebileceğini  vurgulamıştır.  5–6  yaş  döneminde 
yaratıcılığın,  okula  yeni  başlama,  otorite  ve  kurallarla  yeni  karşılaşmaya  bağlı 
olarak; 13–15 yaşta ergenlik nedeniyle; 17–19 yaşta üniversiteye hazırlık nedeniyle 
durakladığını belirtmiştir. 
Erikson'un psikoanalitik kavramları, toplumsal ve kültürel etkenlerle bir araya 
getirerek  oluşturduğu  gelişim  kuramına  göre  yaratıcılık,  bir  ürün  ortaya 
koyabilmedir.  Bu  da  bir  yetişkin  insan  özelliğidir.  Yetişkin  bireyler,  sevgi  ve 
çalışmadan  hoşlanma  duygularını  genç  yetişkinlik  döneminde  geliştirirler. 
Çalışmanın karşılığında ortaya bir ürün çıkar. Böylece yaratıcı ve üretici konuma 
geçerler.  Yaratıcı  bireyler orta  yaşlılık  dönemlerinde yaratıcılık  yeteneklerinin  en 
iyi  ürünlerini  verirler.  Yapılan  araştırmalarda  yaratıcılığın  20–70  yaş  arasında 
devam ettiği ortaya çıkmıştır [6, 56 s]. Yaratıcılık gibi öznel bir konuda yaş sınırı 
koymak  oldukça  güçtür.  Çünkü  tarih,  yaşlılık  dönemlerinde  yaşamlarının  en 
önemli  buluş  ve  eserlerine  imza  atan  insanlarla  doludur.  Örneğin;  Mimar  Sinan, 
ölümsüz  esri  Selimiye'yi  80  yaşında  iken  tamamlamıştır.  Edison,  84  yaşında 
volkanize  kauçuk  deneylerini  yapmıştır.  Sir  İsaac  Newton,  85  yaşında  Kraliyet 
Kurulu toplantılarına başkanlık etmiştir. c) Yaratıcılık ve Cinsiyet.  İnsanlık tarihine 
bakıldığında adını duyurmuş olan az sayıda kadın mucit, bilim insanı, yazar, şair, 
düşünür,  sanatkâr  vardır.  Bunun  sebebi;  toplumda  kadına  yüklenen  rol,  statü  ve 
sağlanan  imkânlardır.  Toplumsal  yaşamda  yukarıdaki  sebeplere  bağlı  olarak 
gelişen  kız-erkek  davranış  ve ilgileri yaratıcı düşünme yeteneklerinin gelişiminde  
  А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

23 
 
 
de  farklılıklara  yol  açar  [1].  Torrance'ın  cinsiyet  ve  yaratıcılık  üzerine  birinci 
sınıftan  beşinci  sınıfa  kadar  yaptığı  araştırmasında:  Birinci  sınıfta  kızların 
erkeklerden  daha  yaratıcı;  üçüncü  sınıfta  erkeklerin,  esneklik  ve  özgünlük 
alanlarında kızlardan daha iyi oldukları; dördüncü, beşinci ve altıncı sınıflarda ise 
kızlar ve erkekler arasında bir farklılık görülmediği saptanmıştır [7].  
Yapılan bir araştırmada, rast gele yöntemle seçilen beş ve altı yaş grubu 60 kız 
ve  60  erkek  anaokulu  öğrencisi  üzerinde  cinsiyet  ve  yaratıcılık  ilişkisi 
incelenmiştir. Kız ve erkekler arasında yaratıcılık puanlamasında anlamlı bir fark 
bulunamamıştır.  Yaratıcılığın  esneklik,  orijinallik  ve  zenginleştirme  boyutlarında 
kızların; akıcılık boyutunda erkeklerin daha üstün oldukları belirlenmiştir [8,64-71 
s].  Yaratıcılığın  farklı  boyutlarında  yaratıcı  olan  bireyler  Minnesota  Çok  Yönlü 
Kişilik  Envanteri  Sonuçları'nda,  karşı  cinsin  kişilik  özelliklerini  benliğinde  daha 
kolay barındırdıkları ortaya çıkmıştır. Bu incelemeye göre, yaratıcı kadınlarda daha 
fazla  erkeksi  ilgiler;  yaratıcı  erkeklerde  de  daha  kadınsı  ilgiler  saptanmıştır.  Bu 
durumun,  yaratıcı  kişilerin  yaşadıkları  toplumdaki  zıtlıkları  kabullenmelerini 
kolaylaştırdığı  saptanmıştır  [6,  55  s].  ç)  Yaratıcılık  ve  Aile.  Aile  yaratıcılığın 
gelişiminde önemli rol oynar. Ailede çocuğa sağlanan ortam çok önemlidir. Çünkü 
çocuğun  ya  da  gencin  yaratıcı  olabilmesi  için  olayları,  olguları,  nesneleri  sürekli 
olarak  sorgulaması;  dış  dünya  hakkındaki  düşüncelerini özgürce  ifade edebilmesi 
gerekir.  
Yaratıcılığın gelişebilmesi, çocuğun kendini rahatça ifade edebildiği, özgüven 
geliştirebildiği  demokratik  bir  aile  ortamında  mümkündür.  Anne  ve  babanın 
çocuğun  gelişim  özelliklerini  bilerek  onun  yaratıcılığını  desteklemesi  gerekir. 
Ailede  çocuk  üzerinde  kurulan  her  tür  baskı  yaratıcılığı  büyük  ölçüde  engeller. 
Çocuğun  ailede  alınan  kararlarda  söz  sahibi  olması,  fikrinin  alınması, 
düşüncelerinin ve çözüm önerilerinin dinlenmesi, aile içi işlerde sorumluluk alması 
yaratıcılığın gelişimi açısından oldukça önemlidir. 
Gönen  ve  arkadaşlarının  [8,  64-71  s],  okul  öncesi  5-6  yaş  grubu  çocukların 
yaratıcılık ve aile tutumları üzerinde yaptıkları araştırma sonuçlarına göre otoriter 
ailelerde yetişen çocukların yaratıcılık puanlarının düşük olduğu tespit edilmiştir. 
Eratay'ın  aktardığına  göre,  Baldwin  ve  Watson'un  araştırmaları  sonucunda 
hoşgörülü  ve  demokratik  evlerde  büyüyen  çocukların,  arkadaş  ilişkilerinde  etkin, 
girişken,  yaratıcı  fikirler  öne  sürebilen,  düşüncelerini  özgürce  ifade  edebilen 
çocuklar oldukları belirlenmiştir. d) Yaratıcılık ve Eğitim. Günümüzde toplumların 
gelişmesini  sağlayan  en  önemli  etken  eğitimdir.  Nitelikli  insan  gücüne  hızla 
ilerleyen teknolojiyle birlikte daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple nitelikli 
insan  yetiştirmenin  önemi  arttıkça  eğitime  verilen  önem  de  artmaktadır. 
Günümüzde  verilen  eğitimin  amacı  yaratıcı  düşünme  gücüne  sahip  bireyler 
yetiştirmektir. 
Yaratıcı düşünme gücüne sahip bireyleri yetiştireceğimiz ilk yer aile ve sonra 
da  okuldur.  Ailede  yaratıcılığın  desteklenmesi  ve  okul  yaşamında  da  yaratıcılığı 
temel alan bir eğitim verilmesi yaratıcı bireylerin yetiştirilmesinin başlıca kuralıdır. 
Eğitimin yaratıcılığın gelişiminde  etkin  olabilesi için şekilcilikten uzak ve yaratıcı  
                                      А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

24 
 
 
düşünceyi geliştirecek biçimde yapılandırılması gerekmektedir. 
Yaratıcı  bir  anlayıştan  yoksun,  ezberci,  sadece  analitik  düşünceye  dayanan, 
kalabalık  sınıflarda,  yüklü  programlarla  verilen  eğitim,  yaratıcılığı  engeller. 
Güleryüz'e gore, okullarda aşırı yapılandırılmış eğitim programlarının kullanılması 
yaratıcılığı  olumsuz  yönde  etkiler.  Okullarda  uygulanan  herkese  aynı  davranışı 
öğretmeye yönelik olan program farklılıkları kabul etmez. Öğretmenlerin yetişme 
tarzı, öğretme de kullandıkları strateji,  yöntem  ve teknikler,  öğretmenlik  sanatı, 
yaratıcılığın  önündeki eğitimle yakından ilişkili engelleri oluşturur [9]. 
Eğitim  yaratıcılığın  gelişiminde  oldukça  etkili  olması  yanında,  her  beceride 
olduğu  gibi  yaratıcılık  da  yaşamın  doğal  bir  parçası  haline  getirilmedikçe  ve 
hayatın her alanında kullanılmadıkça tek başına eğitimin yaratıcılığı geliştirmesini 
beklenmek  doğru  olmaz.  e)  Yaratıcılık  ve  Motivasyon.  Motivasyon,  insanın 
içinden  gelen,  davranışlarına  yön  veren,  bir  yolla  onu  her  durumda  çalışmaya 
teşvik eden bir gizli enerji kaynağıdır [10, 122 s]. 
Motivasyon  ve  yaratıcılık  arasında  sıkı  bir  ilişki  bulunmaktadır. 
Motivasyonları  yüksek  olan  kişiler  daha  yaratıcı  olabilmektedirler.  Yaratıcı 
bireyleri  en  çok  içten  gelen  isteklendirme  etkiler.  Böylece  yaptıkları  çalışmadan 
zevk  duyarak,  Maslow'un  kuramına  göre  kendilerini  gerçekleştirme  ihtiyaçlarını 
karşılamış olurlar. Yaratıcı kişiler, dış motivasyona (toplumdan da ilgi beklerler) da 
ihtiyaç  duyarlar.  Dış  motivasyonun  olmaması  bazen  içten  gelen  motivasyonu  da 
söndürebilir.  Rıza'nın  De  Bono'dan  aktardığına  göre,  yaratıcı  kişilerin  büyük 
çoğunluğu  yaratıcılıklarını  yüksek  motivasyonları  ile  elde  etmektedirler.  Çünkü 
bunlar bir şeyin daha iyisini yapmak için ağır ve yorucu çalışmalarını uzun zaman 
sürdürmektedirler [10, 130 s]. 
Yüksek  isteklendirme  sayesinde  yaratıcı  birey,  başkalarının  dikkat  etmediği 
ayrıntılara önem vererek ilişkileri kurup yeni ürün ve düşünceleri ortaya koyar. 
Sonuç olarak, yaratıcılığın doğuştan getirilen bir yetenek olduğu düşünülürse, 
yaratıcılık  geliştirilmediği  takdirde  körelir.  Bireysel  ve  toplumsal  yapılar 
yaratıcılığı engelleyecek birçok etmenle doludur. Yaratıcılığı ürün ve süreç olarak 
ele aldığımızda  engelleyici  öğelerin  varlığı  ortaya  çıkacaktır.  Bu  engellerin  etkisi 
çocukluktan  gençliğe  doğru  giderek  artar.  Alan  yazına  bakıldığında  yaratıcılığın 
engelleri ile ilgili olarak farklı sınıflamalar bulunur. Bu sınıflamaların bazılarında 
engeller  birbirleri  üzerine  binişiklik  gösterirler.  Bu  sebeple  engelleri  birbirinden 
ayırmak  güçtür.  Yani  bir  engel  hem  algısal  engeller  grubuna  hem  de  toplumsal 
engeller grubuna girebilmektedir. 
 
KAYNAKLAR 
1.
 
Kuvanç  E.B.  Yaratıcı  Yazma  Tekniklerinin  Öğrencilerin  Türkçe  Dersine  İlişkin 
Tutumlarına Ve Türkçe Dersindeki Başarılarına Etkisi. Yüksek  Lisans Tezi, D.E.Ü. Eğitim 
Bilimleri Enstitüsü. –İzmir, 2008. – 245 s. 
2.
 
Ülgen G.  Eğitim Psikolojisi. –Ankara: Alkım Yayınevi, 1997. –400 s. 
3.
 
Rowe A. J. (Çev:Ş.Gülmen).  Yaratıcı Zeka. –İstanbul: Prestij Yayınları, 2007. 
4.
 
Yontar  A.  İnsanda  Yaratıcılığın  Gelişimi.  Yaratıcılık  ve  Eğitim  /  Türk  Eğitim 
Derneği  XVII.  Eğitim  Toplantısı  25-26  Kasım  1993;  (Ed:  Ataman,A  ).  –Ankara:  TED 
Eğitim Dizisi no:17., 1993. 
  А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

25 
 
 
5.
 
Ataman A. (Ed.). Eğitim Sürecinde Yaratıcılık. Yaratıcılık ve Eğitim. Türk Eğitim 
derneği XVII. Eğitim Toplantısı. –Ankara: Şafak Mat, 1993. – 350 s. 
6.
 
Sungur  N.  Yaratıcı  Düşünce.  İstanbul:  Evrim  Yayınevi.  1997;  Yaratıcı  Okul 
Düşünen Sınıflar. – İstanbul: Evrim Yayınevi, 2001. – 380 s. 
7.
 
Ökten  İ.  İlköğretim  Birinci  Kademe  Öğrencilerinin  Resim-İş  Derslerindeki 
Yaratıcılık  Düzeylerinin  İncelenmesi  ve  Bu  Öğrencilere  Uygulanabilecek  Yaratıcı 
Etkinlikler.  Yayımlanmamış  Tezsiz  Yüksek  Lisans  Projesi,  D.E.Ü.  Eğitim  Bilimleri 
Enstitüsü. –İzmir, 2005. 
8.
 
Gönen  M.,  Uzmen  S.,  Akçin  N.,  Özdemir  N.  (1987).  Anaokuluna  Giden  5-6  Yaş 
Çocuklarında Yaratıcı Düşüncenin İncelenmesi. Eğitim ve Bilim. Sayı:64. –Ankara, 1987. 
– 290 s. 
9.
 
Güleryüz, H. Eğitim Programlarının Dili ve Yaratıcı Öğrenme. Pegem Yayıncılık. 
–Ankara, 2001. 
10.
 
Rıza,  E.  T.  Çocuklarda  ve  Yetişkinlerde  Yaratıcılık  nasıl  Uyarılır?.  Yaşadıkça 
Eğitim  Dergisi.  Sayı:  68.  2000;  Yaratıcılığı  Geliştirme  Teknikleri.  (3.Baskı).  –İzmir: 
Birleşik Mat., 2004. –360 s. 
 
ТҮЙІНДЕМЕ 
Мақалада  адамның  шығармашылық  қабілетінің  дамуына  әсер  ететін  факторлар  болып 
табылатын  білім,  отбасы,  жас  мөлшері,  ақыл-ес  және  мотивацияның  адамның  жан-жақты 
дамуындағы рөлі баяндалады. 
(Өздемир Э-Д. Шығармашылыққа әсер ететін факторлар) 
 
РЕЗЮМЕ 
В  статье  рассматриваются  факторы,  влияющие  на  развитие  творческих  способностей 
человека, как образование, семья, возраст, ум и мотивация, которые играют важнейшую роль 
во всестороннем развитии человека. 
(Оздемир Э-Д. Факторы, влияющие на развитие творчества) 
 
SUMMURY 
In article are considered the factors influencing development of creative abilities of the person, 
as education, family, age, mind and motivation which play the major role in a full development of the 
person. 
(Ozdemir E-D. The factors influencing development of creativity) 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                      А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

26 
 
ӘОЖ 419.992 71 
М.Д.ТАЛДЫБАЕВА
    
А.Ясауи атындағы ХҚТУ-нің РһD докторанты
 
 
ҚАЗАҚ ТІЛІ  ДЫБЫСТАРЫНЫҢ АЙЫРЫМ 
БЕЛГІЛЕРІНІҢ АРТИКУЛЯЦИЯЛЫҚ СИПАТЫНЫҢ 
ЕРЕКШЕЛІКТЕРІ 
                                            
 
Мақалада    бүгінгі  таңда  шешімін  күтіп  отырған  ғылыми  мәселелердің 
бірі – қазақ тілі дыбыстарының айырым белгілер теориясы қарастырылған. 
Айырым белгілер теориясы  – тіл білімінде күрделі фонетика-фонологиялық 
құбылыс  болып  табылады.  Мақалада  тіл  дыбыстарының  айырым  белгілері 
қазақ  тілінің  өзіне  тән  іргелі  заңдылығы  –  сингармонизмге  сай 
анықталатындығына басты назар аударылған. Сондай-ақ, бірнеше дауысты 
және дауыссыз дыбыстардың айырым белгілерінің артикуляциялық сипаты 
қарастырылды.  Мақала  жоғары  оқу  орнын  бітірген  филолог  талапкерлер 
мен студенттерге, магистранттарға арналған.  
 
          
Кілт сөздер:  фонетика, сингармонизм, айырым белгі, айырым белгілер 
теориясы, артикуляциялық белгі, фонема, дыбыс құрамы, дыбыстық жүйе.     
            
Осы  күнге  дейінгі  қазақ  фонетика  ғылымының  өзінше  даму  ерекшелігі 
болды.  Қазақ  фонетикасы,  негізінен,  теориялық  тілтаным  (лингвистика) 
бағытында,  сондай-ақ  оқу-әдістеме  мұқтажына  лайық  зерттеліп  келді.  Бұл 
бағыттағы  зерттеу  нәтижелерінің  жалпы  түркологияның  құрамындағы  қазақ 
тілтанымы  үшін  үлкен  маңызы  болды.  Әрине  дыбыс  құрамы  мен  оның 
жүйесін  анықтауда  ғалымдар  арасында  ортақ  пікір  жоқ.  Дауысты  және  
дауыссыз дыбыстардың саны жайлы да, олардың жасалымы (артикуляциясы) 
жайлы да осыны айтуға болады [1]. 
Тіл  білімінің  фонетика  саласындағы  басты  мәселелердің  бірі  –  айырым 
белгілер  теориясы.  Тілдің  дыбыс  құрамын  анықтап,  оның  дыбыс  жүйесін 
сипаттап шығу тек айырым белгілер теориясы арқылы ғана орындалатынын 
ескерсек, онда айырым белгілер теориясының қазақ тілі үшін де маңызы зор 
болмақ.  Өйткені  қазақ  фонетикасына  арналған  оқулықтар  мен  оқу 
құралдарында,  монографиялар  мен  ғылыми  еңбектерде  қазақ  тілі 
дыбыстарының  артикуляциялық  сипаттамасы  ішінара  берілгенімен,  жүйе 
ретінде қарастырылмаған [2; 3]. Соның нәтижесінде, дыбыстардың жасалым 
және  естілім  белгілері  толық  анықталмай  қалып  жатады.  Ендеше  қазақ  тіл 
білімінде айырым белгілер теориясын қалыптастырып, соның негізінде қазақ 
тілі  дыбыстарының  айырым  белгілер  құрамын  анықтап  шығу  өзекті 
зерттеулердің бірі болып табылады. 
Тіл  дыбыстарының  айырым  белгілері  фонологиялық  бірліктер 
болғандықтан,  оның  құрамы әр тілдің өзіне лайық.  Сондықтан да  қазақ тілі  
  А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

27 
 
дыбыстарының айырым белгілері қазақ тілінің өзіне тән іргелі заңдылықтарына 
сай  анықталатын  болады.  Қазақ  тілінің  іргелі  фонетикалық  заңдылығы 
сингармонизм болып табылады. 
Сингармонизм  қазақ  тілінің  дыбыстық  жүйесіне  ғана  тән  ерекше  құбылыс 
екенін ең алғаш А.Байтұрсынов еңбектерінен табамыз. Осы уақытқа дейін қазақ 
тілін  зерттеген  ғалымдар  көбінесе  дауыстылар  үндестігіне  назар  аударған. 
Ә.Жүнісбеков  өз  зерттеулерінде  сингармонизм    туралы  айтылған  пікірлерді 
ескеріп, қазақ тілінде дыбыстардың фонологиялық қызметі буын деңгейінде ғана 
көрінетіндігін  көрсетті.  Сөздің  айтылуын үндіевропа  тілдерінде  сөздік  екпін,  ал 
қазақ  тілінде  сингармонизм  реттеп  отыратынын  айқындап  берді.  Ол  тілімізде 
сингармонизмнің  фонологиялық  қызмет  атқаратынын  ескеріп,  «фонема» 
терминінің  орнына  «сингармема»  терминін  ұсынды.  Сонымен  бірге 
сингармонизмнің  тек  дауысты  дыбыстардың  ғана  үндесімі  емес,  сондай  –  ақ 
дауыссыз дыбыстарға да қатысты екенін дәлелдеп көрсетті [5]. 
 C.Мырзабеков:  «Сингармонизм  –  тіліміздің  бүкіл  дыбыстық  жүйесін 
қамтитын  кең  ұғым  және  мұның  өзі  -  тіліміздің  ғасырлар  бойы  дамуының 
нәтижесінде қалыптасқан қалпын, өзіндік өрнек, үнін дәл танытатын заңдылық» - 
дей келіп, сингармонизмді тіл үндестігі және ерін үндестігі түрінде қарастырады 
[2]. 
 Қазіргі  таңда  қазақ  тілінің  дыбыс  жүйесі  екі  теориялық  бағыттың 
принциптері бойынша зерттеліп келеді. Бірінші бағыт  – дәстүрлі фонологиялық 
теория  негізінде  қалыптасқан  бағыт  (І.Кеңесбаев,  Ж.Аралбаев).  Екінші  – 
сингармониялық теория негізінде қалыптасқан бағыт (Ә.Жүнісбек, Ж.Абуов) [6]. 
Қазақ  тілі  дыбыстарының  белгілері  айырым  және  ортақ  болып  жіктелуден 
басталады  [4].  Егер  артикуляциялық  белгі  бір  дыбысқа  тән,  ал  екінші  дыбысқа 
тән  болмай  шықса,  онда  оны  айырым  белгі  деп  атаймыз.  Ал  артикуляциялық 
белгі бір не бірнеше дыбысқа тән болса, онда оны ортақ белгі деп атаймыз.  
Артикуляциялық  белгі  дыбыстардың  жұптасуына  қарай  ортақ  болуы  да, 
айырым болуы да мүмкін.  
Дауысты  дыбыстардың  артикуляциялық  белгілеріне  тоқталайық.  Мысалы, 
тілдің тік қалпынан туындайтын ашық белгісі а және ә дауысты дыбыстарының 
жұбына ортақ белгі болып келеді, өйткені артикуляциялық тұрғыдан екеуіне де 
бірдей тән. Екі дауыстыны айтқанда да тіл ауыз қуысында төмен жатады. Сонда 
тілдің тік қалпына қарай ашық дауыстылар болып табылады.  
Ал  а  және  ы  дауысты  дыбыстарының  жұбын  алатын  болсақ,  онда  ашық 
белгісі айырым белгі болып табылады. Өйткені ол а дауысты дыбысына тән,  ы  
дауысты  дыбысына  тән  емес.  Соңғы  дауыстыны  айтқанда  тіл  ауыз  қуысында 
жоғары  жатады.  Ендеше  тілдің  ауыз  қуысындағы  тік  қалпына  қарай  қысаң  
дауысты дыбыс  болып табылады. Сонда  ы  дауысты дыбысына қатысты ашық 
белгі  айырым  болса,  а  дауысты  дыбысына  қатысты  қысаң    белгі  айырым  
болады.   
Тілдің 
көлденең 
қалпына 
байланысты 
дауысты 
дыбыстардың 
артикуляциялық  белгілері.  Мысалы, тілдің  көлденең  қалпынан  туындайтын  тіл 
арты    белгісі  а  және  ы    дауысты  дыбыстарының  жұбына  ортақ  белгі  болып 
келеді, өйткені артикуляциялық тұрғыдан екеуіне де бірдей тән. Екі дауыстыны 
                                    
   А.ЯСАУИ УНИВЕРСИТЕТІНІҢ ХАБАРШЫСЫ, №1, 2013 

28 
 
айтқанда да  тіл  ауыз  қуысында  кейін шегініп жатады. Сонда тілдің тік қалпына  
қарай тіл арты дауыстылар болып табылады.  
Ал а және і  дауысты дыбыстарының жұбын алатын болсақ, онда тіл арты  
белгісі  айырым  белгі болып табылады. Өйткені  ол а  дауысты  дыбысына  тән,    і  
дауысты  дыбысына  тән  емес.  Соңғы  дауыстыны  айтқанда  тіл  ауыз  қуысында 
ілгері  жатады.  Ендеше  тілдің  ауыз  қуысындағы  көлденең  қалпына  қарай  тіл 
алды  дауысты дыбыс болып табылады. Сонда і  дауысты дыбысына қатысты тіл 
арты  белгі  айырым  болса,    а  дауысты  дыбысына  қатысты  тіл  алды    белгі 
айырым  болады. 
Ерін  қатысына  байланысты  дауысты  дыбыстардың  артикуляциялық 
белгілері. Мысалы, ерін қалпынан туындайтын езулік белгісі ы және і  дауысты 
дыбыстарының  жұбына  ортақ  белгі  болып  келеді,  өйткені  артикуляциялық 
тұрғыдан  екеуіне  де  бірдей  тән.  Екі  дауыстыны  айтқанда  да  ерін  бейтарап 
қалады. Сонда тілдің ерін қалпына қарай езулік дауыстылар болып табылады.  
Ал  ұ  және  ы    дауысты  дыбыстарының  жұбын  алатын  болсақ,  онда  езулік 
белгісі айырым белгі болып табылады. Өйткені ол ы дауысты дыбысына тән,  ұ  
дауысты  дыбысына  тән  емес.  Соңғы  дауыстыны  айтқанда  ерін  дөңгеленіп 
тұрады.  Ендеше  ерін  қалпына  қарай  еріндік    дауысты  дыбыс  болып  табылады. 
Сонда ы  дауысты дыбысына қатысты еріндік белгі айырым болса,  ұ  дауысты 
дыбысына қатысты езулік белгі айырым  болады. 
Дауыссыз  дыбыстардың  артикуляциялық  белгілеріне  тоқталайық.  Мысалы, 
жасалу  орнына  қатысты  тіл  ұшы  белгісі  т  және  д  дауыссыз  дыбыстарының 
жұбына  тән  ортақ  белгі  болып  табылады,  өйткені  артикуляциялық  тұрғыдан 
екеуіне  де  бірдей  тән.  Ал  т  және  п    дауыссыз  дыбыстарының  жұбын  алатын 
болсақ, онда айырым белгі болып табылады. Өйткені ол т дауыссыз дыбысына 
тән,  п  дауыссыз  дыбысына  тән  емес.  Сонда  тіл  ұшы  белгісі  п  дауыссыз 
дыбысына  қатысты  айырым  болса,  еріндік  белгісі  т  дауыссыз  дыбысына 
қатысты айырым  болады. 
Жасалу  тәсіліне  қатысты  айырым-ортақ  белгілер.  Мысалы,  т  және  д 
дауыссыздарына қатысты ортақ белгі тоғысыңқы белгісі болады. Өйткені екеуі 
де сөйлеу мүшелерінің (тіл ұшы мен тістің) өзара тоғысуы арқылы жасалады. Ал 
енді  т  мен  с  дауыссыздарын  алсақ,  онда  тоғысыңқы  белгісі  с  дауыссызына 
қатысты  айырым  белгі  болады,  ал  жуысыңқы  белгісі  т  дауыссызына  қатысты 
айырым белгі болады. 
Дауыс  қатысына  байланысты  айырым-ортақ  белгілер.  Мысалы,  т  және  ш 
дауыссыздарына  қатысты  қатаң  белгісі  ортақ  белгі  болып  табылады.  Өйткені  
екеуінің  де  жасалуына  дауыс  желбезегі  қатыспайды.  Ал  т  және  н 
дауыссыздарын  алатын  болсақ,  онда  т  дауыссызына  қатысты  үнді  белгісі 
айырым  белгі  болады,  н  дауыссызына  қатысты  қатаң  белгісі  айырым  белгі 
болады.  Өйткені  т  дауыссызын  айтқанда  дауыс  желбезегі  қатыспайды,  ал  н 
дауыссызын айтқанда дауыс желбезегі мол тербеледі. 

1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   28


©emirb.org 2017
әкімшілігінің қараңыз

войти | регистрация
    Басты бет


загрузить материал